2 Nisan sabahından beri, hattâ daha geriden bu “boykot” fikrinin ortaya çıktığı günden beri verilen demeçleri, olumlu ya da olumsuz tepkileri yakından izliyorum.
İktidar ve yandaşlarının, geçmişte kendi amaçları doğrultusunda ve kendi hedef aldıkları kurum ve kuruluşlara, mal ve hizmetlere yönelik boykot çağrılarıyla, bugünkü duruşları arasındaki “derin, hazin ve acınası çelişkiye” değinmeye bile gerek duymuyorum. Dünya mizah tarihine geçebilecek ya da psikoloji biliminin sayfalarına bolca malzeme oluşturabilecek bir külliyat orası.
Benim tek derdim, insanların bu “boykot” denilen şeyle ilgili kafalarının karışık olması. Bunun giderilmesi gerektiğine inanıyorum. 2 Nisan günü ülke çapında halkın kalkıştığı bu boykot “belli bir malı/ürünü ya da hizmeti” hedef almıyordu. Yani, o malı ya da hizmeti satın almadığımızda o firmaya direkt bir darbe indirilmesi söz konusu değildi. Aslında hiç kimsenin parasal olarak bu işten, öyle hatırı sayılır bir zarar göreceğni söylemek mümkün değil. Hattâ şöyle söyleyeyim, geçen bir aydır Ramazan nedeniyle binlerce yiyecek içecek mekanı dükkanın kapalı kaldığı bir ülkede 24 saatlik bir müşteri boykotu kimseye zarar vermez, veremezdi.
Günlük perakende tüketim bazında, ülke çapında bir toplam alınabilseydi (ki, bu mümkün değil, önemli bir bölümü nakit üzerinden dönen bir piyasada) belki de pek farkedilecek bir etki bile yapmamıştır. Günlük tüketim dışında olan malların da (Beyaz eşya, züccaciye, bijuteri, giyim kuşam, mobilya vs.) satın alınması bir gün ertelenmiş olur. Oraya da pek etki etmemiştir.
İyi de, o zaman bunca kıyamet niye koptu? Yani muhalefet bu kadar vaveylayı niye kopardı? Daha da önemlisi, iktidar ve yandaşları bunca hakareti ve suç isnadını neden boca etti, muhaliflerin üzerine?
İşte asıl anlatmak istediğim bu.
Boykot, ekonomiye bir zarar vermek ya da belli bir ürünü “vurmak” için yapılmadı. Ama bunun çok daha ötesinde, çok daha büyük bir hedefe yönelik bir eylem biçimiydi.
Bu hedef de, “kitlelerin topluca, kol kola girerek, birbirleriyle doğrudan bir bağlantısı olmayan on milyonlarca insanın birarada bir şeyler yapmaya muktedir olduklarını göstermek”ti. Yani toplu kitle eylemi. Bu eylem sokağa çıkmadan da, aslında tam da bugün olduğu gibi bizatihi kasten çıkmadan yapılabiliyormuş demek ki.
Rejimin tepeleri işte tam da bundan korkuyordu. Ve bu gerçekleşti. Bu denli yaygın uygulanabilen bir boykot eylemi, insanları belli bir düşünce etrafında ve belli bir (muktedir) düşünceye karşı birleştirebilmeyi başardığı için korkuyorlar.
Ödleri patladı. Vücut kimyaları bozuldu. Tam ta bu nedenle, “vatana ihanetten” başlayan bir yığın hakareti yağdırdılar muhaliflerin üzerine.
Muhalefet cephesi, bundan böyle birbirinden farklı ya da benzer ama farklı boşutta yeni yeni eylem türleri geliştirerek iktidarın uykularını kaçıracaktır. Bu da, her defasında daha yüksek sesle hakaret ve küfrü, kimi zaman belki de gözaltı, tutuklama, yasal işlem, hatta fiili saldırıyı beraberinde getirecektir.
Ama önemli olan, eylemin hedefine ulaşmasıdır.
Ve bence ulaşmaktadır.
Gidici olduğunu anlayan iktidar, “Acaba bir sonraki aşamada ne gelecek?” diye meraklanmaya ve uyguları kaçmaya devam edecektir. Çünkü artık hamle üstünlüğü muhalefete yani hoşnutsuz milyonlara geçmiştir.
Bu muktedirleri daha da sinirlendiren bir başka faktör de, kendileri (örneğin Starbucks, Burger King eylemleri) boykot eylemi yaparken, birilerini fiziki olarak herdef alıp restoranlara filan saldırmalarına rağmen, muhaliflerin bu yollara tevessül etmemesi, yani demokrasi farkının ortaya çıkmasıydı.
Velhasıl…
Ey muktedirler ve yandaşları.
Merakta kalmayı sürdüreceksiniz.
Sizleri daha çok şaşırtacak, bu “boyu devrilesice” muhalifler.
Kolay gelsin.

03 Nisan 2025
Kaynak: BİDOGU MEDYA